Konya - Çatalhöyük Gezisi Print E-mail
There are no translations available.

Aşk arttıkça Şems`in güneşi parlar,
Şems coştukça Pir`in keyfi artar,
Bir Aşk Seyahatidir Gönüllerin Mekanına,
Katılanlar eski kendini mumla arar, mumla arar...

 

Program :

Cuma gecesi otele giriş

Cumartesi programı :

Şemsi Tebrizi

Hz. Mevlana`dan HAMDIM - PİŞTİM - YANDIM nidalarının yükselmesine vesile olmuş bir gönül sultanı.

 Yüce yaratan tarafından görevlendirilmiş bir hak eri. Mesneviye feyz olmuş, rubailerde ayak izi olan kocaman bir yüreğin dokusu. Eserleri ile evrene kandil olan bir derviş. Her şeyi göze alacak kadar deli, hedefine ulaşacak kadar sabırlı. İşte Şems`in hikayesi ile başlanıyor Sufi Tur`a...

Kısaca Şems 

1185 yılında Tebriz’de dünyaya gelen Şems-i Tebrizi`nin asıl ismi Mevlana Muhammed’dir. Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve Azeri Türklerindendir. Şemseddin, yani dinin güneşi lakabıyla anılmıştır.

Daha küçük yaşlarda manevi ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf’a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine “Şemseddin Perende” uçan Şemseddin denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pirleri ve hakikat arifleri ona “Kamil-i Tebrizi” adını vermişlerdir.

Hz. Mevlana

"Başına gelen eziyetler artıyor değil mi? Buğdayı başak olsun diye toprağa attılar. Değirmende un olsun diye ezdiler. Ekmek oldu. Dişleri ile ezdiler. Ezil ki can olasın. Can veresin. Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumî (k.s.)
İşte böyle bir gönül sultanı Hz. Mevlana. Şems`i parlatan ve bu parlaklıkta yanan bir hak erinin diyarı Konya. Sizlere çok özel belki de başka yerde duymadığınız bilgiler aktarılacak Sufi Tur`da...


Kardeşim, aşk ateşinin alevlerinden kaçma! İmtihan için onun içine girersen ne olur? Kıyamet mi kopar? Allah`a yemin ederim ki aşk ateşi seni yakmaz. Çünkü sen Halil İbrahim`in oğlusun. Zaten eskiden beri o ateşe yabancı değilsin. Gir o ateşe, kirliliklerden arınırsan yüzün altın gibi parlar. HZ.MEVLANA MUHAMMED CELALEDDİN RUMİ(K.S.)

Üçler Mezarlığı

Konya’nın Karatay ilçesinde, Mevlâna Türbesinin hemen karşısında Konya’nın ikinci büyüklükteki mezarlığıdır.

Adını nereden aldığı konusunda değişik rivayetler mevcut. Bunlardan birine göre, hemen girişinde mezarları bulunan, bir efsaneye göre de Konya ismini veren üç gayb ricalinden gelir.

Diğerine göre ise; Horasan`dan ziyaret için Konya`ya geldiklerinde Mevlana`nın vefat ettiğini öğrenen üç kardeş Mevlana`nın yanında ölmek istediklerini belirterek, dilekte bulunur. Dileklerinin kabul edildiği ve Konya`da öldüklerine inanılan üç kardeş, Mevlana Türbesi`nin yakınındaki mezarlığa gömülür. Ve zamanla mezarlık Üçler Mezarlığı olarak anılmaya başlar.

Başka bir söylentiye göre de, Üçler mezarlığı, sanduka biçimindeki üç Selçuk mezar taşından dolayı bu adı almış. Mezarlığa üçler dendiği gibi, Üç kızlar şehitliği de denir.

 
 Öğle Yemeği


 

 

 

Sadettin Konevi ziyareti

Sultan Veled`in Kızı Hayrünnisa Hatun


Oğlu ``Sultan Veled`` ve kızı ``Hayrünnisa`` onlan kapıda karşıladılar . Şems onlara da elindeki şişede bulunan şerbetten ikram ederek, onları da mest etti. Mevlana o sağraktan bir yudum ahnca, hemen kendinden geçti ve Şems`i kendi eline kesik başını almış, evinin önünde latif bir şekilde "sema" ederken gördü. Kendisi de "sema" ile Şems`in yakınlığını buIurdu.

Gece-gündüz hiç yanından ayrılmayıp, onun sohbetlerini büyük bir zevk içinde dinlemeye başladı. Ondan hiç ayrılmıyor, talebelerine ders vermeye, insanlara câmide vâz ü nasîhata gitmiyordu. Yanlarına dahî, hizmetlerini görmek üzere büyük oğlu Sultan Veled girebilirdi. Her gün Şems-i Tebrîzî ile sohbet ederler, Allahü teâlânın yarattıkları üzerinde tefekküre dalarlar, namaz kılarlar, cenâb-ı Hakk`ı zikrederek muhabbetlerini tâzelerlerdi. Bir gün Mevlânâ havuz kenarındaydı. Yanında kitaplar vardı. Şems-i Tebrîzî hazretleri gelip, kitapları sordu ve hepsini suya attı. Kitapların suya atılması üzerine, Mevlânâ; "Âh babamın bulunmaz yazıları gitti." diyerek çok üzüldü. Şems-i Tebrîzî hazretleri elini uzatıp kitapların her birini aldı. Hiçbiri ıslanmamıştı. Mevlânâ "Bu nasıl işdir?" dedi. "Bu zevk ve hâldir. Sen anlamazsın." buyurdu. Mevlânâ, Şems-i Tebrîzî`nin bu kerâmetini görünce, ona olan bağlılığı daha da artıp, sarsılmaz bir kale gibi oldu.

Nefis Eğitimi ve Mevlevi-Sufi Adabı 

Geleneksel Sufi Tur`un ileri aşaması olan bu birlikteliğimizde sizlerle çok özel bir kişisel gelişim çalışması yapacağız. Katılımcıların nefslerine dokunmak için çok farklı bir birliktelik yaşayacağız. Hazır mısınız?

Mevlevilikte Nefs Eğitimi: Mevleviliğe göre tasavvufi eğitimin amacı insanın kendine gelmesini, kendini bulmasını sağlamaktır. Gerçeğe ulaşmak için insan tabiatına aykırı yöntemlere başvurulmamalıdır. Zikir ve çile gerçeğe ulaşmanın temel yöntemi değildir. Zikir ancak düşünceyi harekete geçirdiği ölçüde yararlıdır. Gerçeğe ulaşmanın asıl yolu aşk ve cezbedir. Bunun için de isimlerden ve kelimelerden geçip Allah`ı bulmak Allah dışındaki varlıklardan (masiva) arınmak gerekir. Bütün varlığı kuşatan Allah`ın varlığı tek gerçektir. Varmış gibi görülen varlıklar gerçekte yoktur; varolan, bu varlıklar aracılığı ile kendini gösteren Allah`tır. Evren her an yeniden yaratılmaktadır. Zıdlar alemi olan bu dünyada herşey izafidir. Allah`ı gerçek anlamda tanımayan insanlar dünyanın, altın ve gümüşün kulu, kölesi olurlar. Bu kölelikten kurtulmanın tek yolu da Allah aşkıdır.
Mevleviliğe göre mürid kendini mürşidinde yok etmeli, kendine baktığında mürşidini görmelidir. Mürşidinin tüm isteklerini tereddüt etmeden kabul etmeli, ona itaatı Allah`a ve Peygamber (s.a.s)`e itaat, muhalefeti de Allah ve Peygamber (s.a.s)`e muhalefet bilmelidir. Kendisini şeyhinden uzaklaştıracak hiçbir sözü dinlememeli, onun iyiliğin mutlak temsilcisi olduğuna inanmalı, hakkında kötü düşünmemeli, yanında çok konuşmamalıdır. Nefsini zayıflatmaya, riyazet ve mücahede ile öldürmeye çalışmalıdır. Kötülüğü buyuran nefsi (nefs-i emmare) ancak mürşid öldürebilir. Bu nedenle mürid mürşidinin irşadına sıkı biçimde sarılmalıdır.
Mevlevilikte başlıca tarikat ayini, âyin-i şerif de denilen semadır. Belli kurallar içinde ve müzik eşliğinde yapılan semadan başka zikir telkini, tac ve hırka giyme, halvet, tarikata giriş, halifelik verme de belli kurallara bağlanmıştır. Sözgelimi zikir telkininde şeyh müridi önüne oturtarak elini tutar, bütün günahlardan sakınacağına, iyilik ve takva üzere bulunacağına dair söz alır, kelime-i tevhidi üç kez telkin eder, sonra da onun için dua eder. Duanın arkasından şeyh, dünya ile ilgisini kestiğini simgelemek üzere müridin saçından birkaç kıl keser. Halvet, diğer tarikatlarda olduğu gibi kırk gün süren bir ibadet, riyazet biçiminde değil, tekkede hizmet biçiminde uygulanır. Binbir gün süren bu halveti (çile) tamamlayan kişiye derviş adı verilir.

Sema, Sufi nefesi, Zikrin manası

Zikr ve Sema gönül banyosudur. Misler gibi kokmasını sağlar canların. İmdadına yetişen dermandır Eyvah diye darlananların...
Toprak dikenden, çalıdan temizlenince tohumu ekmeye başlamalıdır. Tohum Hak Teâlâ’nın zikri ve fikridir. Kalp Hak Teâlâ’dan başka her şeyden boşalınca bir zaviye oturup kalbiyle ve diliyle daima “Allah, Allah” demelidir. Dili sustuğu zaman kalbi zikirle meşgul olacak mertebeye gelinceye kadar bunu yapmalıdır. Ondan sonra öyle bir mertebeye gelir ki kalbi de susar. Kelimelerin manasının zikri kalbine galip olur. Kelimelerin manasının zikrinden şu kastedilir ki onlarda harf, söz yoktur. Arapça, Farsça değildir. Zira kalbin zikri de konuşma cinsindendir. Allah zikrinin sözleri zikrin manasının kabuk ve derisidir. Kendisi değildir. O halde Allah zikrinin manası kalbe yerleşmeli, kalbi ona yöneltmekte zorluk olmayacak şekilde galip olmalıdır. Belki kalp zor ve uğraşmakla da sevgilisinden ayrılamayan âşık gibi olmalıdır.
 
Akşam Yemeği


Dergah ziyareti (arzu edenler için)

Pazar Programı :

Çatalhöyük Gezisi

Çatalhöyük, Konya’nın Çumra ilçesi’nin 10 km. doğusunda yer almaktadır. Höyük, farklı yükseklikte iki tepe düzü olan bir tepe şeklindedir. Çatalhöyük ilk kez 1958 yılında J. Mellaart tarafından ziyaret edilmiş, 1961-1963 ve 1965 yıllarında kazısı yapılmıştır. Yüksek tepenin batı yamacında yapılan araştırmalar neticesinde, 13 yapı katı açığa çıkarılmıştır. En erken yerleşim katı (1) ise M.Ö. 5500 yıllarına tarihlenmektedir. ilk yerleşme, ilk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait özgün buluntuları ile insanlık tarihine ışık tutan bir merkezdir.
Çatalhöyük’teki yerleşimin, şehirciliğin en iyi bilinen dönemi 7. ve 11. katlardadır. 
 
Karaman Ziyareti

Karaman ve çevresinin M.Ö.8000 yıllarında yerleşik iskana sahip olduğu ortaya konulmuştur. İl, Hititler zamanında bir askeri ve ticaret merkezi olmuş daha sonra Firigya ve Lidya`lıların egemenliğine geçmiş, M.Ö.322 de Yunan Kralı Perdikkos ve Filippos`un işgaline ve talanına uğramıştır.
Karamanoğulları Anadolu Selçuklu Devletinin zayıflamasından ve yıkılmasından sonra bağımsızlıklarını ilan edip Karamanoğlu Devletini kurmuşlardır. Karamanoğulları OĞUZ`ların SALUR boyuna mensuptur.
Şehir Klasik dönemlerde LARENDE olarak bilinir. 1256`da Karamanoğulları devletinin başkenti olan Larende, Cumhuriyetin ilanından sonra Konya iline bağlı olarak KARAMAN adını almıştır.
Karamanoğlu Mehmet bey Konya civarında Moğollarla yaptığı savaşı kazanarak Konya`yı moğol işgalinden kurtarmış ve Karamanoğlu Devletinin başkenti yapmıştır. O tarihlerde Anadolu Selçuklularının resmi dili Arapça, edebiyat dili Farsça idi. Yönetenlerle yönetilenler arasında dil konusunda büyük farklılıklar meydana gelmişti. Dil farkı büyük reaksiyonlar doğurdu. Hacı Bektaş Veli, Tapduk Emre, Yunus Emre, Aşık Paşa, Sarı Saltuk ve Karamanoğlu Mehmet Bey başta olmak üzere daha birçok kültür tarihinin büyük simaları Türk kültür ve medeniyetinin tahrip edilmekte ve yok edilmekte olduğunu görerek, siyasi ve kültürel taarruza geçmişlerdir. Karamanoğlu Mehmet Bey Türk Milliyetçilik tarihine altın harflerle yazılması gereken 13 Mayıs 1277 yılında yayınladığı bir fermanla Türkçe`nin zaferini sağlamıştır. Bu fermanla "Bu günden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meclislerde ve seyranda Türk dilinden başka dil kullanmaya" diyerek Türkçe`den başka konuşulan ve yazılan dilleri yasaklamıştır.

Madre Mevlana, Mümine Sultan (Mevlâna’nın Annesi)


İslâmın büyük Peygamberi “Kadın, Allah yolunda erdir, ona kadın demek revâ değildir” buyurmuş. Bu sırlı buyruktan aldığımız neş’e ve Mevlâna’nın annesi olması sebebiyle bu konuya Mümine Sultan’ın özlü hayat hikâyesiyle başlıyoruz.
Mümine Hatun, Belh Emîri Rükneddin’in kızıdır. Bunlardan daha önemlisi bir nur kaynağı olmasıdır. Mevlâna gibi Pîri, bir Allah sevgilisini can evinde besleyip geliştirecek imana ve şansa sahiptir. Seçilmiş, kutlu bir varlık olduğu için ulu bir zâta, Bahâeddin Veled’e (Sultânu’l-Ulemâ) zevce olmayı Allah kendisine nasip etmiştir. Belh’te evlenen bu iki bahtlının ilk çocukları Alâeddin’dir. Muhammed Celâleddin (Mevlâna) ikinci evlat olarak dünyayı şereflendirmiştir.
Mevlâna, Mesnevî’nin bir beytinde: “Kadın Hak nurudur, sevgili değil, sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil” buyurur. Bu mübarek kelâm, Allah’ın Hâlikiyet sıfatının kadında tecelli ettiğinin Pîr’in ağzından açıklanışıdır. Seçilmişlerden seçilmiş, nurlardan daha nur olan Mümine Sultan çevresini aydınlatırken, sevgili oğlu, müstesna insan Mevlâna’yı içindeki nur kaynaklarıyla beslemiş, büyütmüştür.
Sultânu’l-Ulemâ’ya kadın; gönüller sultanı Mevlâna’ya ana olan evliyalar güzeli Mümine Hatun, ailenin Karaman’da bulundukları dönemde vefat etmiş ve Karamanlıların Ak Tekke dedikleri zâviyeye defnedilmiştir. Mevlâna’nın kardeşi Alâeddin de burada vefat etmiş ve aynı türbeye defnedilmiştir. İki ulu ere hizmet eden Mümine Hatun “Mâder-i Sultân” (Sultan’ın Annesi) diye ün salmıştır. Ne yazık ki hayatı hakkında çok az şey bilinir. Fakat veliyye bir kadın oluşunda rivayetler çoktur.
Ak Tekke, diğer adlarıyla Valide Sultan Camii veya Mader Sultan Türbesi imanlı orta Anadolu kadınlarının, evliyaya gönül verenlerin ve bilhassa Mevlâna âşıklarının ziyaretgâhıdır.
Valide Sultan Camii oldukça geniş bir avlu içindedir. Tam bir kavis gibi kemerlenmiş sade ve zarif kapısından içeri girilir. İleri doğru dikdörtgen şeklinde olan sol taraf, tahta parmaklıkla namaz kılınan kısımdan ayrılmıştır; üstü sandukalarla örtülü kabirlerle kaplıdır. Mihrap hizasında camiin doğu güney tarafında küçük bir oda gibi etrafı çevrili olan ve böylece diğer yatırlardan ayrılmış bulunan sanduka Belh Emiri Rükneddin’in aziz kızı Mümine Sultandır. Bu ulu Hatunun kabrine yakın “Sır Ebesi” diye anılan fakat kime ebelik yaptığını bilemediğimiz bir kadın kabri daha vardır. Vaktiyle semâhâne olarak da kullanılan ve bugün namaz kılınan kısmı ayıran bölmeden geriye doğru, iki sıra hâlinde üstü sandukalarla örtülü başka kabirler mevcuttur. Bunlar Çelebilere aittir. Müezzin mahfilinin altındaki yatır ise Mevlâna hazretlerinin kardeşi Alâeddin’indir.

Yunus Emre Türbesi


Geleneksel Sufi Turumuzu Yunus Emre ilminden nasiplenmeden bitirmek olmaz.

Karaman Kirişçi Mahallesinde Yunus Emre Cami`sinin bitişiğinde yer alan türbe, kesme taştan, üstü tonoz kubbelidir. Batıya bakan yekpare taş kemerle kapısı basıktır. İçinde 4 sanduka bulunmaktadır. Sandukalarda Yunus Emre, Taptuk Emre, Yunus Emre`nin oğlu İsmail ve kızına ait olduğu bilinmektedir.

Yunus Emre Camii

Karamanoğlu devri eserlerindendir. Merkez, kirişçi mahallesindedir. Kesme taştan yapılmış , merkezi kubbeli bir yapıdır. Caminin son cemaat yerinde dört paye üzerine ortada oval, yanlarda yuvarlak kubbeler yer alır. Cami içerisine ünlü Türk düşünürü, Mutasavvıf Yunus Emre`nin kabri yer almaktadır. Cami ismini de YUNUS EMRE`den almaktadır.
 
Öğle Yemeği (Selçuklu Medresesinde)

Konya'ya Dönüş

Serbest Zaman  

Akşam yemeği ( Dergahta )

 
Fiyat:450 tl (konaklama,tüm yemekler, sınırsız içecek, rehberlik ve geziler dahildir.)
Tur Cuma akşamı giriş,pazar gecesi çıkışlı olup, müze girişi, ulaşım ve  alan transferleri fiyata dahil değildir. 

Havaalanı transferi 25 TL'dir

 
English (EN)

WebTeknolojileri.org