| Aşk'tan.. Elif Şafak |
|
|
|
There are no translations available.
Konya, Aralık 1244 Bomboştu dünya . Koca sokaklar, bulutsuz sema ve bütün Konya. Tebrizli Şems yoluma çıkıp bana o soruyu sorduğunda her şey ve herkes kayboldu sanki, bir anlığına da olsa. Bir tek o ve ben kaldık bu şehirde : Soran ve cevaplayan.
“Söyle bana Bistâmî mi daha ileride yoksa Peygamber Efendimiz mi ?’’ Bu soruyu elinin tersiyle itmek ya da geçiştirmek kolay. Hiddetlenip karşıdakini susturmak kolay. Zor olan ne sorulduğunu anlamaya çalışmak ve tabii bir de yanıtı bulmak. İnsan hayatı daimi bir seyr ü sefer. Beşikten mezara yolculuk halinde, seferdeyiz. Önümüzde uzanan yedi ayrı merhale, yedi basamak. Bilenler güzergâhtaki her menzile bir isim vermiş. Nefsimiz buralardan bir bir geçmeden, kendini ayrı bir varlık sanmaktan vazgeçmeden yolculuğunu tamamlayıp Hak ile bütünleşemez. İnsan yalandadır, ziyandadır, zandadır. Yedi basamağı çıkmadıkça hakikate eremez. İlk mertebenin adı Nefs-i Emmare. Yoz, Ham ve Daima Başkalarını suçlayan Nefs merhalesi. Ne yazık ki pek çok insan ömrü boyu bu aşamada takılıp kalır. Kurtulamaz cendereden. Dünyevi işlerden gayrısını düşünmeyen, paraya, iktidara makama tamah eden, şişkin ve semiz bir ‘’Ben’’ zannıyla yaşayan insan bu makamdadır. Buraya demir atmış kişileri hemen tanırsın. Hep başkalarını suçlar, eleştirir, çekiştirir; nefes alır gibi doğallıkla dedikodu ve iftira eder; katiyen kendilerinde kusur bulmaz; başkalarını yargılar; şüphe, kuşku ve kibir ikliminde yaşarlar. Bilirsin onları. Kendinden bilirsin. Çünkü madem insanız ve madem ki beşer dediğin şaşar, Nefs-i Emmare’ye düşmeyenimiz yoktur. Önemli olan o çukurdan çabuk çıkabilmek.
Ol kişi ne zaman ki nefsinin arızalarını, takıntılarını, hatalarını ayırt eder ve düzeltmeye niyetlenir, işte o zaman içsel bir yolculuğa çıkar. Bundan böyle gözleri dışarıya değil, kendi içine çevrilir. Böyle böyle adım adım bir sonraki makama varır. Bu makam bir bakıma öncekinin tam tersidir. Burada kişi hep başkalarını suçlayacağına, sürekli kendinde kusur bulur. Olan biten her şeyde kendini didik didik inceleyerek eleştirir. ‘’Alem güzel, ben çirkin’’ aşamasıdır bu. İşte bu safhada nefs , Nefs-i Levvame olur. Yani Suçlanan ya da Kınanan Nefs. Buradan öteye geçmeyi başaran kişi İlim Şehri’ni kat eder ve Nefs-i Mutmaine safhasına ulaşır. Artık nefis eskisi gibi değildir, tamamen değişmiştir. Bu sebepten ona Tatmin olmuş Nefs adı verilir. Kişi artık çok daha üstün bir şuura sahiptir. Gözü doymuş, gönlü genişlemiştir. Para, pul, ad san, mal mülk makam derdinde değildir. Başkaları ile iyi geçinir, sadece seccade üstünde namaz kılarken değil, her zaman huzurdadır. Daimi namazdadır, kalp kırmaz, kul hakkı yemekten gözü gibi sakınır ve kimsenin kusuruna bakmaz, hatta başkalarının kusurunu örter. Malı mülkü, Mâlik-ül-mülk olan Allah’a teslim eder. Bundan ötesi Tevhîd Şehri’dir. Son üç mertebeye kemal mertebeleri denir. Oraya ulaşabilen insan hakikaten çok azdır. Ve onlar, Allah kendilerini hangi hale sokarsa soksun, mesut, munis ve müteşekkirdir. Son üç safhadan ilkinde Nefs-i Raziye’ye erdiklerinden dünyevi meselelere aldırmaz, aldanmazlar. Hak Yolu’ndaki makamları tek tek sıralamak kolay, yaşamak ise zordur. Güzergâhın kendine has engebeleri yetmezmiş gibi, dümdüz bir çizgi hâlinde ilerlemek de mümkün değildir. İlkinden sonuncusuna makamlara giden yol doğrudan değil, dolambaçlıdır. Üstelik üst makamlara varan kişinin orada kalacağının garantisi yoktur. Hatta ‘’artık piştim, erdim, ben bu yolları çözdüm’’ zannedip de yukarıdan aşağıya tepetaklak yuvarlananlar vardır. Hâl böyle olunca, geçmiş ve gelecek, yaşamış ve yaşayacak bunca insan arasında çok azı, o da ancak her asırda bir, en nihai makama kadar varabilir. Elif Şafak, Aşk romanından alıntı
|





